Yazan: admin | 09 Temmuz 2009 | Kategoriler: Eleştirel Yazı
Etiketler: çıkar, deterjan, file, gıda, intihar, kimyasal, modern, naylon, poşet, reklam, sanayi, savaş, savunma, teflon, tüketim, ürün
Para vererek intihar edilir mi? Düşünün biraz! İnsanın aptal olması lazım değil mi, bedava ve masrafsız ölmesi için. Ama öyle değil! Maalesef hepimiz parasını da ödeyerek hayatımızla oynuyoruz. Nasıl mı?
İçinde uyarıcı maddeler bulunan kahve, çay, kola, enerji içecekleri, bisküvi, çikolata, sigara ve alkol. Cep telefonu, televizyon, baz istasyonları, Lcd ekranlar, plazma TV’ler, cep bilgisayarları, mavi diş kulaklıklar, artık herkesin tasması olmuş müzik çalarlar ya da cep telefonu kulaklıkları, uydu takip sistemleri (GPS), mobese kameraları, manyetik tarama geçişleri, röntgen filmler, MR’lar, talyumlar, ışınlar, röntgen, termal kameralar, kızıl ve mor ötesi cihazlar, tarımda kullanılan kimyasal ilaçlar. Genetiği oynanmış gıdalar. Daha uzun raflarda kalsın diye içine bilmem ne E’si konulan ürünler. Daha ucuza nasıl daha iyi kokarız diye çıkarılan deo-parfümler. Şampuanlar, saç boyaları, ojeler, rujlar. Yıkanma kültürümüzü unutturmaya çalışan ve bunun yerine “Yıkanmaya gerek yok. Fıs et koltuk altına yeter.” ürünleri. Deterjanlar, beyazlatıcılar, mutfak temizleyicileri, kimyasallar. Kimyasal yollarla deforme edilmiş kot pantolonlar, giysiler. Evde doğal olarak hazırlanan ürünler yerine satın alınan hazır, konsantre, doğranmış, dondurulmuş gıdalar. Tahin-pekmez ortaklığını bozarcasına kendini ucuzlatan “unutellalar” ve bu üçkâğıtçılığa ayak uyduran yerli markalar. Evinizde kullandığınız çelik tencere, teflon, eşinize giydirdiğiniz naylon çorap, artık kullanmaya başladığınız tıraş köpüğü ve cildiniz bozulmasın diye sürdüğünüz kremler, ayağınız kokmasın diye aldığınız ayakkabı-sprey-çoraplar. Çocuğunuzu susturduğunuz hamburger-kola-ketçap üçlemesi. Daha ince ve daha transparan diye alınan cep telefonları. Arabanızın boyası çizilmesin diye fırçasız, süngersiz yıkama adına kullanılan kimyasal ilaçlar… Daha da sayayım mı?
70′li yıllarda, “modern yaşamın gereği eşyalar” diye -gazeteler ve sonrasında “siyah-beyaz TV’lerde” pohpohlanarak- aşırı bir tüketim çılgınlığı başladı. Önceleri bir kaç çeşidi bulunan ürünler korkunç bir hızla çoğaldı. Sosyal bir yaşam göstergesi ve güç olarak vitrin edilen bu ürünlerden herkes, deyim yerindeyse- toprağını, altınını satarak- aldı. Hala da satın alınmaya devam ediliyor. Reklâmlarda ne zaman yeni bir ürün çıksa hemen satın almak için kuyruğa giriliyor. Batının daha doğrusu Amerika’nın 2. dünya savaşı sonrasında ülkesini zora sokup ta bundan maddi çıkar sağlaması bilen ve insanları “tüketici toplum” olmaya özendiren zihniyeti tüm dünyaya yayılmıştır. Önceleri savunma ve sağlık sanayisinde kullanılan ve sır gibi saklanan milli ar-ge (araştırma-geliştirme) ürünleri, daha gelişmişi bulununca hemen sivilleştiriliyor. Bundan sonrası tam bir gelir kaynağı. Bu buluşlar, icatlar markalaştırılarak halka sunuluyor. Reklâm ve sinema filmleri ile bu ürünleri tüm dünyaya tanıtıyorlar. Gerisini biliyorsunuz. “Aaa bak ne çıkmış? Bi koşu gidip, bende alayım.” Amerikan savunma sanayisinin kullandığı ve işine yaramaz hale gelince sivilleştirdiği bu ürünleri merak ettiniz değil mi? Sayalım bir kaç tane.
Listeyi uzatabilirim. Sadece bu ürünler değil para kazandıran. Fast-food ile: mesela hamburger, kola, patates ile şişmanlatıp para kazanıyorlar. Sonra “Hamburger yağlı, kola şekerli” deyip, diyet modellerini çıkarıp size tekrar satarak para kazanıyorlar. Bitmedi! Sonrasında zayıflama merkezleri, diyet ürünler ve sözde bitkisel haplar, kapsüller ile para kazanma çarkını büyütüyorlar. Önce öldüren ürün çıkıyor, ardından ortaya çıkan rezilliği toparlamak için anti- öldürücü ürün peydahlanıyor. Önce fast food ardından zayıflama merkezleri. Ve üstelik ikisinde de kendimiz para ödüyoruz bu hizmetleri almak için. Önce beyazı, sonrasında daha beyaz, bembeyaz, ultra beyaz, mega beyaz, beyazdan da beyaz, deterjanlar. Önce sertleştiren deterjanlar sonrasında yumuşatan yumuşatıcılar. Önce yağlandıran, kepek yapan şampuanlar, sonrasında ipeksi saçlar için, yağlandırmayan, dökmeyen, kepek yapmayan şampuanlar. Önce bitkisel margarin, sonrasında doymamış yağlı, omegalı, kolesterolsüz, sütlü, ballı, güllü dallı margarinler. Önce efendi ve delikanlı yoğurt, süt, peynir vs gıdalar. Peşine light yani yağı, gazı, şekeri bir de siniri alınmış gıdalar.
Yahu öldürüyorlar bizi! “Daha beyazı, daha pratiği, daha ucuzu vs.” diyerek ve daha da para harcatarak bizi, “Kolay ve pratik yaşam” adına öldürüyorlar! Uyansanıza!
Çocukluğunuzu anımsayın! Yaşı 35′in üzerinde olanlar iyi bilir. O zamanlar kasaptan et alırken, kasap müşteriye eti yağsız verdiğinde kasabı dövüyorlardı. Şimdi ise en yağsız ete daha fazla para veriyoruz. O zamanlar şampuan mı vardı? Teflon, naylon poşet mi vardı? Kokulu kimyasal temizleyiciler mi vardı? Bitkisel margarinler, light ürünler mi vardı?
Pazar filesi vardı. Kâğıt kese torbası, toprak kaplar, zeytinyağı, asitsiz Arap sabunları, ve daha bir sürü sentetik olmayan doğal ürünler. Eksik değildik, ve kandırılmıyorduk. Zaten hakkımız olan sağlığa, zararsız ürünler için bir de ekstradan para ödemiyorduk!
O zamanlar, kendi paramızla bizi öldürmelerine izin vermiyorduk!
Ya şimdi!
Bu yazıyı beğendiyseniz, bunları da okuyun!:
tüketim toplumu haline getirilen zavallı insanlarımızı aydınlatan bu güzel yazılar,ne yazıkki yeterince okunmuyor.başta reklamlar olmak üzere çeşitli pazarlama yöntemleri ile üretmeden tüketen,adeta bir ‘tüketim canavarı’ haline getirildik.bu;aslında her açıdan gelişme sürecindeki ülkemizi çok yakından ilgilendiren,iktisadi çelişkileri ortaya koyan,aslında ekonomi biliminin temel (üretim-tüketim) felsefesine aykırı bir durum.ve belki de başka bir tartışma konusu…esas konu;yazınızın içeriğinde belirtilen;daha da yaşamsal bir başka çelişki:her atılan adımda,bireyleri ölüme biraz daha yaklaştıran yapay,yani suni,yani doğal olmayan ürünlere yönelme sorunu! hayvansal ve bitkisel orijinli tüm organik ürünlerin yerini,piyasa da zengin çeşitliliği ve uygulanan alternatifli fiyatları ile çekici hale getirilen tamamen sentetik ürünlerin alması.ilk bakışta anlaşılamayan,karmaşık,hatta yaşamı kolaylaştırıcı bile gözüken bir durum.işte bu da esasında cazip pazarlama taktiklerinin birer sonucu.olaya biraz da makro düzeyde bakılacak olursak;yaratılan bu durumun da masum bir tarafının olmadığını,geri kalmış ülkeler üzerinde uygulanan büyük stratejik planların ne yazıkki ülkemizde de uygulanmakta olduğunu,tıpkı siyasi alanda olduğu gibi,iktisadi alanda da yavaş yavaş bir uyutma,hatta öldürme planının söz konusu olduğunu görmenin zor olmayacağı kanısındayız.üstelik de yazı başlığında olduğu gibi,paramızla! uzun ve çeşitli araştırmalar sonucu kaleme alınan yazınızın önemi bu bakımdan bir kat daha artmaktadır.teşekkürler…
Sevgili Cem Bayram, yorumunuza ilave edebilecek hiç bir şeyim yok. Bu kadar güzel ve yazımı tamamlayıcı yazdığığınız için size teşekkür ediyorum. Ne yazık ki sizin de üzerine kattığınız gibi tüketim toplumu olurken seçiciliği, özelliği, kendimize ve yöremize uygun ürünler seçemediğimiz gibi ithal olan ne varsa saldırıyoruz. Sözde şifalı ve faydalı olan şeyleri bize haber diye sunan medyanın etkisindeyiz. Bununla ilgili olarak Evlenilecek ideal kadın, üzerine adlı yazı yazdım. Bakalım o yazım ne zaman anlaşılacak! Bu tüketim ve popüler olma arsuzu, bırakın şöhret olmayı, insanlığı bitirecek. Önceden popüler olmadığında sağlıklı ve huzurlu yaşıyorduk. Sağlıklıydık. Şimdi ilim, irfan bir de medya bize sağlık sunuyor: stres mi dersiniz, kanser mi, cinnet mi şiddet mi, bunalım mı intihar mı? Hangisini istiyorsanız seçin.
Elinize sağlık. Sevgi ve saygılarımla,
Bir tüketici olarak ne yediğinizi ve içtiğinizi merak etmekte haklısınız. Özellikle de nasıl olursa olsun yeter ki para kazandırsın cinsinden piyasaya çıkan ürünler ve onları öven göz kamaştırıcı yalan reklamlardan tüketiciyi korumak lazım. Ama nasıl? Bence bunun yolu tüketicinin bilinçlenmesinden geçiyor.Bunun nasıl olacağıysa uzun hikaye.
Her ne kadar yazınızı iyi niyetli ve yapıcı bulsam da “İçinde uyarıcı maddeler bulunan kahve, çay …” diye yazmış olmanız bana modern olan herşeye ayırım yapmadan karşı çıkma eğiliminiz olduğunu gösteriyor, ki bence doğru değil. Kahve ve çay modern olmadığı gibi, modern olan herşey de kötü değildir. Ortalama yaşam süresinin gittikçe uzaması da “bizi öldürmediklerini” göstermiyor mu zaten?
Haklısınız. Yanlış ifade kullanmışım. İnsan ömrü uzuyor. Ama sağlıklı insan ömürü kısalıyor. Modern ama sağlıklı bir tüketim diyorum. Saygılarımla.
bu oldukça faydalı bilgi için çok teşekkür ediyorum
Böylesine hassas bir konuya ilgi gösteren herkese canı gönülden teşekkür ederim.Saygılar