Yazan: admin | 25 Mayıs 2009 | Kategoriler: Eleştirel Yazı
Etiketler: çelişki, eğitim, eleştiri, ilke, karmaşa, kavram, kitap, okuma, toplum, yönseme
Dünki yazımda okumak ve dolayısıyla bilgilenmenin öneminden, bilimsel düşünceden bahsetmiştim. Sorulabilir! “Nasıl bilgilenilir ve nasıl bilimsel düşünülür?” Önce içerdiği kavramları açıklayayım.
Bilgi; Düşüncenin bir nesneyi çeşitli ölçeklerde derinlemesine irdelemek için yaptığı işlemlerin sağladığı sonuçlarıdır. Bilgi, bilimle gelişir, okumayla zenginleşir. Bilgiye sınır konulamaz! Çok şeyi bilmek: kuşkuya, bunalıma yol açmaz aksine, bilgisizlik bunalıma götürür insanı.
Bilim, bilgi sistemlerinin belli bir yapısını temsil eder. Bilimsellik ise aşağıdaki koşulları içerir.
Bu kavramları açıkladıktan sonra şunları söyleyebiliriz. Farklı düşünceler, farklı olaylarının koşutu olarak değerlendirilmeli ve bunların kendi gerçeklerimize kıyasla daha gerçekçi olabilme olasılığı düşünülmelidir. Kendi gerçeklerimizin de değişebilir olduğu kabul edilmeli. Uygulamadaki sonuçlarına bakılıp, değerlendirilmeli ve bunu yaparken de tam bir hoşgörü ve öz eleştiri içinde olunmalıdır.
Özellikle vurgulamak isterim ki; “Değişmez gerçeklere bağlı kalma hırsı ve iddiası”, insanı karmaşaya sokar ve gerileştirir. Zaten gelişememiş toplumlar, değişikliğe ve yeniliğe açık olmadıkları için geri kalmışlardır.
Sistemli ve bilimsel bir düşüncede öngörelecek ilk adım; “Kişinin, kendine soru sorabilmesidir.” Ve bu, “tam özgür” bir kafada yapılmalıdır. Soru sormak: insanı öğrenmeye, araştırmaya, okumaya yöneltir. Bu da, bilimsel düşünceye doğru giden bir adımdır.
Bilimsellikte en önemli kavram; “Nedenlerdir.” Konular, olaylar, sorunlar, hep nedenleriyle ve çelişkileriyle düşünülmelidir. Araştırma yaparken tek yönlü değil, çok yönlü yapılmalıdır. Nedenler, çelişkiler kıyaslanmalı ve yukarıda açıklandığı gibi sonucu seçilmelidir. Bu, yine özgür bir kafada yapılmalıdır. Çelişki ve nedenlerle düşünmek, her türlü mantıksal düşüncenin olumsuzlanması değil, tam aksine verimli, sağlıklı, bilimsel düşüncenin hareket ettirici gücüdür. olayları, konuları, fikirleri bunlar ile düşünmek, kişiyi daha iyi ve sağlıklı düşünce aramaya zorlar. Bunları yaparken, kişi; “Neden” ile “sonucu” birbirinden ayırdedebilen, her türlü konu ve sorunlar üzerine mantıklı düşünebilme ve yerinde- zamanında- tavır alabilme yeteneğine sahip olduğunu görecektir. Bir örnek: “Kitap okuyamamak!”
Diyelim ki nedenler şunlar:
Bu örnek ile şu sonuçlara varabiliriz: Okumama olayının neden kaynaklandığını bu gibi sorularla araştırarak öğrendik. Ve bu olumsuzluğu gidermek için, nelerin yapılması gerektiğini artık düşünebiliriz. Bilimselliğin 5. kuralından yola çıkarak da, örneğin; “Toplumumuzda eğitim sorununun ne olduğunu veya günümüzde toplumumuzun düşünsel ve bilimsel alanda niçin hiçbir varlık gösteremediğini ya da bilimsel, düşünsel ortamın gelişmesi için, toplumun altyapısal temelinin de eğitilmesi ve yeterli olgunluğa erişmiş olması gerektiği” gibi sonuçlar çıkartabiliriz.
İşte: bilimsel düşüncenin sistematiği budur. Bu sistematik, her türlü konuya, olaya, kişisel sorunlara (psikolojik sorunlar, ilişkiler, kuşak çatışması vs…) toplumsal sorunlara (hayat pahalılığı, savaşlar, ekonomik olaylar, politika sorunları vs…) kısaca, her olguya uygulanabilir. Son bir örnek; Kişinin köşe yazarı, kitap yazarı gibi bir niteliğe sahip olması için dehâ olması gerekmez. Okuyan, bilimsel düşünebilen herkes bu yetiye sahip olabilir ve her konu hakkında söz edebilir.
Gerçek anlamda tutarlı, ilerici, çağdaş yaşamın ölçütü “bilgilenmektir”. Bilgilenmek, sistemli bir bilimsel düşünce ortamını yaratır. Ve bunun tek ama tek şartı, ve yolu “OKUMAKTIR”.
20 yıl önce yazdığım bu yazıyı sevgili Türkan Saylan’a hediye ediyorum.
Bu yazıyı beğendiyseniz, bunları da okuyun!: